|
İL:
TRABZON AY-YIL:MART-2008 TARİH:
07/03/2007
(1.HAFTA)
|
|
Cenab-ı Hak: "Kendi
ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her türlü hareketinizde dürüst davranın,
çünkü Allah dürüstleri sever." buyuruyor. (Bakara.
195) Aziz
Müslümanlar! Son
yıllarda kan bağışının yaygınlaşması yanında organ naklinde de ilerlemeler
kaydedilmiştir. Böbrek, kalp, göz gibi organların nakline bütün alimler, din bilginleri cevaz vermektedir. Uzvun
manevi sorumluluğu, onu bulunduran, taşıyan beyne aittir. Yoksa,
kişi öldükten sonra gende bıraktığı uzuvların sorumluluğunu taşımaz. Bir Müslümanın öldükten sonra organlarının muhtaç olan
hastaya verilebilmesi yönünde yapacağı vasiyet günah değildir, zira başka
birisinin bir müddet daha hayatını rahat bir şekilde devam ettirebilmesine
vesile olduğu için organ bağışlayan kişi bilakis sevap kazanacaktır.
Dolayısıyla organ bağışı sevaptır ve faziletli
bir iştir. Bakınız, Cenab ı Hak Maide
Suresi 32. ayetinde şöyle buyuruyor:
"Her kim bir canı kurtarırsa bütün
İnsanları kurtarmış gibi olur..." Bu ayetin
şumûlünde bu kabil yardımlaşmayı da görmek mümkündür. Muhterem
cemaat! Sağlıkla
ilgili hayli güzel sözler
söylenmiştir. Bunlardan bir kaçını örnek vermek isteriz. Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) "İki nimet
vardır ki, insanların çoğu o
nimetleri takdir edemezler. Onlar: Sağlık ve boş zamandır" diye
buyuruyorlar. Hz Ali ise: 'Sıhhat ile
gençlik nimetini takdir etmek herkesin
kârı değildir" buyurmaktadır. Hastalıkla
geçen ömür, gerçek ömürden sayılmamalıdır. Dinin
ve tıbbın emir ve yasaklarına uyan kişi huzurlu, sağlıklı bir hayat yaşamış
olur. Hutbemizi iki ayet meali ile bitirelim; Yunus Suresi 57. ayet : "Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüt, gönüllere bir site, mü'minler için bir hidayet ve rahmet olan Kur'an gelmiştir." Enam suresi 153. ayet: "Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun, Başka yollara sapmayın. Zira o çarpık yollar, sizi Allah'ın yolundan ayırır, tefrikaya düşürür."
|
|
İSLAM’DA SAĞLIĞA VERİLEN ÖNEM Muhterem Müslümanlar! Bugün
sizlere sağlıktan, sağlıklı yaşamaktan bahsedeceğim. Bilindiği üzere, kısa
dünya hayatında adeta imtihana tabi olmak, bu imtihanı da elden geldiği kadar
kazanmak için gelmiş bulunuyoruz. Yüce Rabbimiz; Mülk suresi 2. ayette "Hanginizin
daha iyi iş işlediğini belirtmek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur."
buyurarak, dünyadaki imtihanda hasta olanların başarılı olamadığı gibi; ahiret imtihanında da sağlıklı olmayanlar nasıl başarılı
olurlar? İslam'ın beş şartından olan oruç ve hac, tamamen sağlığa, zekat ise meşru çalışmaya dayanmaktadır. Demek oluyor ki,
sağlığı yerinde olmayan bir kişinin ibadetleri de eksik olmaktadır. Sevgili
Peygamberimizin sağlık ve sıhhatin önemini açıklayan pek çok hadis-i
şerifleri bulunmaktadır. Hatta sağlıkla ilgili buyurmuş oldukları sözleri
özel bir kitap haline getirilmiştir. Efendimiz hayatında, mevcut olan ilaç ve
tedavi şekillerini bildikleri gibi, yeri gelince hangi ilaçtan ne zaman ne
kadar içileceğini de bilirlerdi. "Hastalık,
kaderde olduğu kadar, tedavi de kaderde vardır. Ey Allah'ın kulları, tedavi
olunuz. Hastalıklarınızdan kurtulmaya çalışınız,
ölüm ve ihtiyarlık dışında, bütün hastalıkların devası vardır,"
diye buyururlardı. Aşere-i mübeşşereden
olan Ebu Ubeyde b. Cerrah
(R.A.) ashabı kiramın doktoru idi. Peygamberimiz (S.A.V) hastaları ziyaret
ederken "Ebu Ubeyde
bu hastayı gördü mü?" diye sorarlardı, İmam Gazali, "Doktoru
olmayan bir yerde yaşamak caiz değildir." demiştir. Aziz
cemaat! Sağlık kurallarına uymayan, zararlıdır
dendiği halde o fenalıktan sakınmayan kişilerin başına gelecek hastalık ve
felaketin faturası da o kişilere aittir. Tıp ilmi sigaranın, alkollü
içeceklerin ve uyuşturucuların sağlığa zararlı olduğunu tespit etmiştir.
Buna rağmen, gırtlak, mide, bağırsak, akciğer kanseri vb. hastalıklara düçar olanlar, belki de huzuru ilahide kendilerini öldürenlerin, yani intihar edenlerin yanında
yargılanacaklardır. Zira hastalığa sebep olan şeylerden sakınmamak, azar azar ölüme gitmek demektir. |
|