İL: TRABZON

AY-YIL:MAYIS-2008

TARİH: 23/05/2008  (4.HAFTA)

 

 

Fatih İstanbul'u yalnız kılıcı ile fethetmekle kalmayıp, kısa zamanda onu içinden de fethetti. Bu dönemde başla­yan imar hamlesi, daha sonraki asırlarda ilerleyerek de­vam etmiştir. Çok geçmeden Osmanlı Devleti'nin göz ka­maştırıcı payitahtı olmuştur. Camiler, medreseler, imaret­ler, türbeler, hanlar, hamamlar, saraylar, konaklar, yalılar İstanbul'a kendine has havasını vermiş, ince ve zarif mi­narelerle ahenkli kubbeler, şehre o emsalsiz görünümünü kazandırmıştır. İstanbul, bir sanayi şehri olduğu kadar, ilim, kültür ve sanat merkezi olarak da gelişmiştir.

İslâmî fetihlerin gayesi hiçbir zaman imha değil, bila­kis ihyadır, huzur ve sükûnete kavuşturmaktır, eşitliktir, insana insan gibi yaşama hakkı sunmaktır. Dünyaya, ilim. sanat, teknik ve kültüre giden yolu göstermektir. Kendin­den olmayan insanlara bile yardım elini uzatmak, açı do­yurmak, adaleti yaygınlaştırmak, zulmü ortadan kaldır­mak ve İslam’ın cihana açılmasını sağlamaktır. Fetihte as­la emperyalist bir düşünce, sömürü yoktur. O fatihler ki. Hıristiyan Avrupalıya: "Haçın gölgesinde yaşamaktansa. Hilal'in gölgesinde yaşamayı tercih ederiz" dedirtmesini bilmiştir.

 

      Değerli Müslümanlar!

 

Fatih'i galip getiren güç, maneviyat, ilim ve teknoloji işbirliğinin eseriydi. Eğer bir toplumda körü körüne taklit­çilik yaygınlaşır, ilmin yerini cehalet, adalelin yerini zu­lüm, birliğin yerini nifak, imanın yerini küfür, güzel ahla­kın yerini çirkinlikler alırsa o toplumlar iflah olmaz. Os­manlı Devletinin 709. kuruluş yıl dönümünü kutladığımız bu yılda, Osmanlı'nın başarılı olduğu dönemlerdeki başa­rılarının sırrının nereden kaynaklandığını iyi anlamak ge­rekir. Koskoca bir imparatorluğu yok saymak. O'nun bir dönemde cihana hakim olduğunu gözardı etmek, geçmişi­ne düşman olmak, tarihimizi inkar etmek, milli ve manevi değerlerimize sırt çevirmek bize hiçbir şey kazandırmaya­cağı gibi, çok şeylerimizi de alıp götürecektir.

Aziz Cemaat!

Bu vesile ile İstanbul'u bize bahşeden Fatih'e ve O'nun kahraman ordusuna Allah'tan rahmet diliyoruz.

Hutbemizi fetih marşından okuyacağım şu mısralarla bitiriyorum:

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden.. Senin de destanını okuyalım ezberden... Haberin yok gibidir taşıdığın değerden... Elde sensin dilde sen.. Gönüldesin baştasın; Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

 

 

___________________________
(1)        Ahmed h. Hanbel, Müsned IV, 225.

(2)        Muhammed. 47/2.

(3)        Tevbe,9/41.

 

İSTANBUL’UN FETHİ

 

Muhterem Müslümanlar!

Tarihte cereyan etmiş olaylar, onları meydana getiren insanların amaçlarına ve bu olaylarda elde edilen sonuçla­ra göre önem taşır. Bu çerçevede değerlendirdiğimiz za­man, bir çağı kapayıp yeni bir çağı açan İstanbul'un fethe­dilmesi hadisesi, dünya ve insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. Buna Hz. Peygamber (s.a.s.)'in müj­desi de eklendiği zaman, hadise daha da ayrı bir mana ve önem taşımaktadır.

Tarihçilerin müşterek kanaatine göre İstanbul, coğrafî konumu ve stratejik önemi sebebiyle dünyanın merkezi olmasından dolayı, tarih boyunca çekiciliğini hep muhafa­za etmiş, önemli bir şehir olma özelliğini korumuştur. Bu özelliklerinden dolayı, Avar ve Bulgar Türkleri, Sâsâniler ve Araplar İstanbul'u ele geçirmek için çok defalar şehri kuşatmışlardır. Ancak surların dayanıklılığı sebebiyle başarılı olamamışlardır.

İstanbul'un fethi, Müslümanların başlıca gayelerinden biriydi. Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.): “İstanbul mutlaka fetholunacaktır. O'nu fetheden komutan ne güzel komutan ve O'nu fetheden asker ne güzel askerdir" (1) buyurmuş­lardır. Bu övgüye mazhar olabilmek gayesiyle. Muâvi-ye'nin halifeliği esnasında Arap orduları İstanbul'u kuşat­mışlardır. Peygamberimizin bayraktarı ve O'nu Medine'de misafir etme şerefine nail olan Ebû Eyyüb                  el-Ensârî de bu kuşatmada bir komutan olarak görev almış ve bu­gün türbesinin bulunduğu yerde savaşırken şehit olmuş­tur.

 

      Değerli Müslümanlar!                 

Hz. Peygamber'in bu müjdesine kavuşmak şerefi, genç Türk hükümdarı Fatih Sultan Mehmed'e ve O'nun şanlı ordusuna nasip olmuştur. Bu fetih de her nefer bir or­du kesilmiş, canını mübarek din ve vatanın emrine âmâde kılmış, malını İslam'ın zaferi için feda etmiş, kanının son damlasına kadar düşmanla çarpışmayı göze almış, netice itibariyle dünyada elde edilebilecek rütbelerin en değerli­si olan ya şehit ya da gazi olma şerefine nail olmuşlardır. Gürleyen topların sesine fetih müjdeleyen tekbir sedaları karışınca Bizans düşmüş, böylece o feth-i mübin gerçekleşmiştir. Rabbine hamdederek şükran secdesinde bulunan genç hükümdar, haçlı ordularının saldırgan tutumlarına karşılık çıkardığı fermanla can, mal, ırz, namus emniyeti, inanç hürriyeti getirmiştir.

Bu fetih, imanın inkara, ilmin cehle, birliğin nifaka galebesidir. İman kudretiyle tekniğin gücü birleşince Al­lah'ın yardımı gelir. Zira Cenab-ı Hak: "Ey iman edenler! Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar." (2) "Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda savaşın. Eğer bilirseniz bu si­zin için daha hayırlıdır." (3) buyurmuştur.