İL: TRABZON

AY-YIL:OCAK-2008

TARİH: 04/01/2008  (1.HAFTA)

 

 

 

Bu müstesna olay Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatılmıştın "İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler; muhacirleri barın­dıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek mü'minler onlardır, onlar için mağfiret ve bol rızık vardır."(2)

 

     Aziz Müslümanlar!

 

Hicretten 17 yıl sonra Hz. Ömer'in halifeliği döneminde Hz. Ali'nin teklifiyle bu yolculuk, Hicrî takvimin başlangıcı olarak kabul edil­miştir .

 

Hicret; Hakkın batıla galip gelmesi ve İslâmı tümüyle yaşamanın azmidir. Hicret; tevhid inancının kalplerde kökleşmesinin, gerekti­ğinde mallardan ve canlardan feragat etme­nin sembolüdür. Hicret; Ensar ve Muhacirin'in sergiledikleri dostluk ve kardeşliğin, millî bir­lik ve bütünlüğün en güzel timsalidir. Hicret; ilk Müslümanların inançları uğruna gösterdik­leri fedakârlığın doruk noktasıdır.

 

Hutbeme hicretle ilgili bir ayet mealiyle son veriyorum:

 

''Onlar hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, Benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, Ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onla­rı içinden ırmaklar akan cennetlere koya­cağım..." (3)

 

 

 

 

 

_______________________

1 - Saf, 8.

2- Enfal, 74.

3- Al-i İmran,195.

ek0103 - 0003-2.jpg

 

HİCRET

Muhterem Müslümanlar!

Önümüzdeki 10 Ocak Perşembe günü Pey­gamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicretinin 1429. yılını idrak etmiş olacağız. İn­sanlığın yaratılış gayesini, ahiret inancını yitir­diği, insanî değerlerini kaybettiği, şirke, zulme ve her türlü ahlâksızlığa saplandığı bir dö­nemde Yüce Rabbimiz, Hz. Muhammed (s.a.s)'i son Peygamber olarak göndermiştir.

 

     Aziz Mü'minler!

 

Hz. Peygamber'in gönderilmesiyle ölmüş kalpler dirildi, pörsümüş vicdanlar merhame­te kavuştu. İnsanlık; iman sayesinde yolunu düzelterek, yeniden huzur buldu. Ancak Mekkeliler bu ilâhî rahmetin değerini gereği gibi kavrayamadılar. 13 yıllık tevhid mücadelesi­nin sonunda, ona inanan bir avuç Müslümana kendi memleketlerinde yaşama hakkını çok gördüler.

 

Yüce Kitabımızda şöyle buyurulmuştur: ''Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndür­mek isterler. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır."(1)

 

Nihayet Allah, Habibine vahyederek Medi­ne'ye hicret etmelerini bildirmiştir.

 

     Sevgili Peygamberimiz de Peygamberliği­nin 13. yılında ashabıyla beraber, yurtlarını, mallarını, hatta sahabeden birçoğu anne, ba­ba, eş ve çocuklarını bırakarak Medine'ye hic­ret etmek zorunda kaldılar. İlâhî nura susa­yan gönüller tarafından cihanşümul bir misa­fir olarak karşılanan Peygamberimize, Ensar ve Muhacirler'in sergiledikleri dostluk, kar­deşlik ve fedakârlığın bir benzerine tarih henüz şahit olmamıştır.