İL: TRABZON

AY-YIL:ŞUBAT-2008

TARİH: 22/02/2008  (4.HAFTA)

 

"Allah rızası için sınırda bir gece nöbet beklemek dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır."

Resulülah Efendimizin bu mübarek sözünün faziletine inanan bahtiyar müminler, askere giden torununa ve evlatlarına şöyle yalvarırlar:

Dinimizde nöbet tutmanın sevabı pek çoktur. Yav­rum şu ihtiyar annen ve baban için de bir gün nöbet bekleyiver.

Görüldüğü gibi, dinimiz askerliğe oldukça değer ver­mektedir. Diğer taraftan icabettiği zamanlarda dinimi­zin ve vatanımızın muhafazası için mallarımızla, canla­rımızla harbetmeyi de biz müslümanlara farz kılmıştır. Din için, vatan için cihad edenlere Cenneti, cihad meyda­nına gitmeyen, harb meydanından geri kaçanlara da akıbetlerinin kötü olacağı haberini vermiştir. Nitekim hut­bemizin başında okuduğumuz Ayeti Celilede Cenab-ı Hak mealen şöyle buyurmaktadır.

"(Ey mü'minler) Sizler gerek hafif, gerek ağırlıklı ola­rak elblrllk (savaşa) çıkın, Allah yolunda, mallarınızla, canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için çok hayırlıdır."

Harb meydanına gitmeyenler ve harb meydanın­dan kaçanlar için yine Cenab-ı Hak şu acı haberi veri­yor;

"Ey iman edenler! Size ne oldu ki; Allah yolunda el-birlik gazaya çıkın denildiği zaman yere çakılıp kalıyor­sunuz. Ahiretten (vazgeçtiniz de yalnız) dünya hayatına mı razı oldunuz? Fakat bu dünya hayatının faydası ahirete nispetle  pek azdır."

Diğer bir Ayeti Celilenin bu husustaki meali şöyledir: "Şüphesiz ki Allah, Hak yolunda (muharebe ederek düşmanları) öldürmekte, kendileri de öldürülmekte olan müminlerin, canlarını ve mallarını kendilerine cennet (vermek) mukabilinde satın almıştır. (Onun) Tevratta, İncil'de Kur'an'da (zikrolunan bu va'di) kendi üzerinde hak (ve kat'i) bir vaaddir. Allah kadar ahdine vefa eden kimdir? O halde (Ey mü'minler) yapmış ol­duğunuz bu alış verişten dolayı sevinin. En büyük saadet budur."

İşte kardeşlerim, Müslümanlar ve İslam'la şereflenen necip milletimiz, yediden yetmişe kadar bütün hepsi askerliğe bu imanla sarılmıştır. Din ve vatan müdafaasına bu imanla bağlanmıştır. Bu imanın neticesi olarak da zaferden zafere koşmuştur. Bu mukaddes vazifeyi seve seve yapanlara ne mutlu!

 

 

 

9609 - 0038-1.jpg

 

ASKERLİK VE İSLAM

Muhterem Müslümanlar!

İnsan cemiyetlerini ayakta tutan, cemiyet fertterinin rahat ve huzur içinde yaşamalarını temin eden ye­gane unsur, ASKER'dir. Bir millet, askeri gücü nisbetinde diğer miletler nezdinde söz sahibi olabilir. Askeri gücü nisbetinde diğer milletlerle işbirliği yapılabilir. Ve nihayet askeri gücü nisbetinde yaşama hakkına sahip olabilir. Tarihin derinliklerine inildigi zaman bu durumların aynen devam ettiği görülmüş ve her devirde de görülmekte­dir. İşte bunun içindir ki. dinimiz İSLAM, kitabımız KURAN askerliğe büyük önem vermiştir. Gerçek askerleri met-hetmiş, askerlikten kaçanları, askerliğe önem vermeyen­leri de yermiştir. Sadece bununla kalmayıp, düşmanla mücadele yapabilmek için daima hazırlıklı, daima güçlü bulunmamızı emretmiştir. Şöyle ki: bizleri daima uyanık olmaya, daima kuvveti bulunmaya sevkeden ilahi emir şudur:

"Onlara(düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın.Onlarla  Allah’ın düşmanını,sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin  bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir.Size zulmedilmez .”

Ayeti Celitede geçen "Kuvvet" kelimesinden mak­sat; harb meydanında muhariblerin kullanacakları her türlü harb aletidir. Bu harb aletleri zamana, zemine, me­deniyetin ve ilmin ilerlemesine göre değişmektedir. İşte gelişen bu silahların aynını ve daha üstününü yapmak, harp sanatını öğrenmek ve öğretmek dini bir vazifedir. Bunun içindir ki yüce Peygamberimiz o gününün harb sanatı hakkında Ashabına minberden şu cümleyi arka arkaya üç defa tekrar etmişlerdir

"Gözünüzü açın ki. kuvvet atmaktır."

 

     Muhterem Müslümanlar!

 

Bu kuvvet sayesinde vatan topraklarını düşmanın saldırısından korumak nasıl dini bir görev ise; nöbet tut­makta dini bir vazifedir. Peygamberimiz (S.A.S) bu husus­ta mealen söyle buyurmuşlardır.